Tohumdan Çınara Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nden Psikolog Burak Sefa Pehlivan
Merhabalar,
Bugünkü yazımda sizlere anaerkil ve ataerkil yapının dinamiklerinden bahsedeceğim. Ataerkil yapının getirmiş olduğu ve kadın üzerinde tahakkümü altına alan “namus” olgusundan bahsedeceğim. Bugün dünyanın büyük bir çoğunluğu ataerkil yapıya sahip bir sistemle yönetilmektedir. Geriye kalan diğer yapıysa anaerkil sistemle
yönetilmektedir. Konuya giriş yapmadan önce yukarıda bahsi geçen anaerkil ve ataerkil yapıyı tanımlamakta yarar var. Anaerkil, kadının toplumda etkin olması soyun kadın tarafından belirlenmesidir. Ataerkil, erkeğin toplumda etkin olması soy erkek tarafından belirlenmesidir. Bazı teorisyenlere göre tarih öncesi çağlarda bazı toplumlarda ataerkil yapının hep var olduğunu iddia etseler de Engels’ ve onun gibi birçok toplumbilimcinin yapmış olduğu araştırmalar göstermiş ki ilkel toplumlarım yani avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını idam ettiren toplumlarda
anaerkil bir yapı sahip olduğunu görmekteyiz. Anaerkil yapıya sahip toplumlara baktığımızda kandaş evliliği (anne-baba kardeşlerin kendi aralarında cinsel ilişkiye girmesi) sınırlaması olmadığı kadın ve erkeğin cinsel özgürlüğünde bir kısıtlama olmadığını belirtmektedirler. Mülkiyet kavramının oluşmasıyla birlikte klanlar(boylar) halinde yaşayan toplumun oluşmasıyla kandaş evlilikler son bulmuş ve klanlar arasındaki yaşanan çatışmalarla birlikte erkeğin sivrilerek koruyucu konum olması mülkiyeti koruma görevinin erkeğe geçmesiyle birlikte ataerkil düzene geçilmiş oldu. Ataerkil yapıya geçmeyle birlikte mülkiyeti yöneten erkek olmuş yani erkek toprak sahibi olmuştur. Toprak sahibi olan erkek kadın üzerinde de tahakküm kurmaya başlamıştır. Sığır evliliği dediğimiz evlilik biçimi bu dönemde görülmeye başlanmış yani kabile halinde yaşayan o dönemki toplumlarda gelin alınan aileye sığır sürüsü verilmeye başlanmış babada oğullarını evlendirmek için sığırları kullanmıştır. Böylelikle kadın bu dönemde takas konusu olmuş ve kadının bedeni üzerinde de yönetim sahibi olunmaya başlamıştır. Ataerkil yapının getirdiği eril zihniyet ekonomiyi ve gücü kendi alanına çekmeyi başardığı için tarihsel süreç boyunca kadınlar erkekler tarafından yönetilen iktidarın malzemesi olmuş ekonomik gücüde elinde barındırmasıyla birlikte mülkiyetin kendilerinde kalması için kadınları sığır evliliğin konusu haline getirmişlerdir. Ekonomik dinamiklerin gelişmesiyle birlikte kadının sosyal yaşamı daha da daralmış oldu. Bu süreç sanayi devrimin gerçekleşmesiyle daha da hızlanmış olmakla birlikte gerek dünya da gerekse Ortadoğu ve Akdeniz ülkeleri de bu durumdan etkilenmeye başlamıştır. Tabi bunun öncesinde 1789 da ki Fransız ihtilal’ inin etkisiyle başlayan insan hakları mücadelesi bu dönemde ciddi yankılar uyandırmış kadınlar bu dönemde özgürlüklerine kavuşabilmek için tarihsel mücadelenin ilk adımlarını yapmış olacaklardır. Sanayi devriminin getirdiği kapitalist düzen kadını daha çok baskı altına almış ve kadın erkek arasındaki eşitsizliği bariz bir şekilde gözler önüne sermiştir. Bu dönemde çalışan kadınlar erkekler kadar çalıştırılmış ve erkeklerden daha az bir ücrete çalıştırılmıştır. Ataerkil zihniyetin üretmiş olduğu özel alan ve kamusal alan kadın ve erkek arasında ki eşitsizliği görmemizi sağlamaktadır. Özel alan dediğimiz alan kadın erkeğin namusu ve evde durması gereken bir varlık olarak nitelendirmiş. Kadın çocuk yapmalı, çocuklarına bakmalı, kocasının cinsel isteklerini koşulsuz bir şekilde karışlamalı ama dışarıdaki erkeklerle temas etmemeli bekârsa daha öncesinde hiçbir erkekle birlikte olmamalı çünkü namus olgusu bize “cinsel saflığı” ifade etmektedir. Eğer bir kadın evlenmeden bir erkekle birlikte olursa ya da o kadın eşinin dışındaki bir erkekle temas ederse kadının cinsel saflığı yani namusu kirlenmiş olacaktır. Kamusal alan dediğimiz alan ise erkeğin mahrem alanının dışındaki alanıdır. Bu alanda kadınların çok yeri yoktur ya da bu alanda kadınların çok fazla yer almasını istemezler. Bu alan erkeğin çalıştığı yer ya da siyaset yaptığı alandır. Sanayi devriminin yaratmış olduğu baskılar kadını daha da değersizleştirdi. Bu durum dünya da feminizm akımın temellerini atmasını sağlayacaktır. Feminizmin ilk dalgası Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avusturalya da başlamasıyla kadınlar eşit haklara insanca yaşam hakkına sahip olabilmek için derin bir mücadele vermeye başlamışlardır. Bu akım tüm dünya da karşılık bulmaya başlamıştır. Feminizm akımıyla kadınlar, iş yerinde eşit koşullarda çalışabilme ve erkeklerle eşit ücret talep edebilme, kadına şiddet, kürtaj hakkı, cinselliğine müdahale edilmemesi gerektiği, evinde de erkekle birlikte eşit bir şekilde iş dağılımı yapmasından tutunda dilimizde yer eden cinsiyetçi söylemlere kadar birçok kadına dair konuyla mücadele etmektedirler. Türkiye’yi düşündüğümüzde Osmanlı devletinden gelen bir takım alışkanlıklar ve gelenek yapısı terk edilerek Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün getirmiş olduğu reformlarla kadınlara seçme ve seçilebilme hakkı, eğitimde erkeklerle birlikte eşit bir şekilde eğitim alma hakkı, medeni kanunla kadın ve erkeğin eşit olduğu kadının da kocasından boşanma hakkının olduğu, kılık kıyafet kanunuyla özgürce giyinme hakkı gibi birçok hak elde etmiştir. Bu yapılan reformlar kadınların ellerinde güç oluştursa da bugün’e baktığımızda geçmişten günümüze gelen ataerkil zihniyetin yaptığı baskıları, şiddeti ortandan kaldırmamıştır. Bugün halen şiddet gören, öldürülen, başlık parasına konu olan, tacize uğrayan, cinsel istismara uğrayan, iş yerinde mobbing uygulanan ve kadınları namusum diye özel alanında muhafaza etmeye çalışan eril bir kültür var. Tohumdan Çınara Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği olarak bizler kadına ve kadınla ilişkili sorunlara dair çözüm yolu bulmanın tohumlarını atacağız ve sizlerin destekleriyle kocaman bir çınara dönüşmeyi düşlüyoruz. Son olarak ataerkil zihniyet yapısıyla mücadele etmek için kadın ve erkeğin karşılıklı ittifak kurarak başaracağını unutmamak gerekir. Erkeklerin de bu konuda kadınlar kadar mücadele etmeli ve şunu düşünmelidir; bizler kadınlarla aynı toplumu paylaşıyorsak kadınlarda bizim gibi bir insan olduğuna göre o zaman bu mesele insan hakları meselesiyse onların bizden farkı olmadığını bizlerinde onların hakkı için çalışmak konusunda birlikte hareket etmemiz gerektiği gösterir. Sizleri
de bu mücadelemizde görmek isteriz.
Saygılarımla,